“Kanın Beyaz Sesi” Folkart Gallery'de!

Anasayfa > Haberler > “Kanın Beyaz Sesi” Folkart Gallery'de!

Savaşı  sevmeyen  savaş  fotoğrafçısı  İzmir’de

Savaşı  sevmediği  halde  tüm  dünyanın kabul ettiği en iyi savaş fotoğrafçısı, en büyük fotoğraf ajanslarından Magnum’un kurucularından. Tutkulu, uslanmaz bir aşık, bir maceraperest, bir adrenalin bağımlısı. Ününü, hayatını, hayatının aşkını savaşta kazanmış ünü hariç hepsini kazandığı gibi savaşta kaybetmiş Robert Capa ilk kez Türkiye’de. Türkiye’nin en büyük sanat galerisi Folkart Gallery, Mart 2016’da Capa’nın unutulmaz fotoğraflarını sergilemeye hazırlanıyor.

Fotoğrafın, fotoğraf çekmenin kolaylaştığı günlerde yaşıyoruz. Facebook, Instagram, Twitter derken günde nerdeyse yüzlerce fotoğraf görüyor, bir kısmını hemen, bir kısmını ilk beş dakikada, bir kısmını da gün sonunda çoktan unutmuş oluyoruz. Bir düşünün fotoğraf makinesi cebinize kadar girmeden önce fotoğraf sizin için neydi? Hafızanıza kazınan bir fotoğraf var mı? Bir fotoğraf düşünün. Gördükten sonra hafızanıza kazınsın yıllar yılı “Savaş” dendiğinde akla ilk o gelsin. Ölüm ve yaşam arasındaki ince kırmızı çizgiyi geçmenin bir saniyeden bile az olduğunu yüzünüze çarpsın. Kendinizi o fotoğrafı çeken adamın yerine koyun. O an hissettiklerini hissetmeye çalışın… Sonra da sorun kendinize fotoğraf çekmek o kadar kolay bir iş midir?

“Düşen asker fotoğrafı” olarak anılır. İspanya İç Savaşı sırasında General Franco’ya karşı savaşan Cumhuriyetçi askerlerden birinin ölüm anını gösterir. Dünyanın en çalkantılı dönemlerinde cepheden cepheye koşmuş, sadece aşkını değil, hayatını da savaşta kaybetmiş Savaş Fotoğrafçısı Robert Capa tarafından çekilmiştir.

Robert değil, Endre

Robert Capa adı aslında çekilen fotoğrafları daha çok paraya satmak için geliştirilmiş bir projenin adıdır bir nevi. Endre Ernö Freidmann’dır, Capa’nın gerçek adı. Budapeşte doğumlu bağımsız, girişken, maceracı bir genç olan Endre gazeteci olmaya karar verdi ancak siyasi görüşü nedeniyle baskıcı Macar yönetimi tarafından 1929 yılında ülke dışına sürüldü. Gazetecilik yapmayı kafasına koyan Endre soluğu Berlin’de aldı ve gazetecilik okumaya başladı. Bir yıl sonra okulu bırakmak zorunda kalan Endre, Dephot Ajans’ta iş bulana kadar çok zorluk çekti. Açlığını şekerli suyla yatıştırdı, evsiz kaldı, ama vazgeçmedi. Karanlık oda asistanı olarak çalışırken talih yüzüne güldü ve ilk iş olarak ödünç bir fotoğraf makinası ile Rus devrimci Troçki’nin, Danimarka’da gençlere hitaben yaptığı konuşmayı fotoğrafladı. Fotoğraf çekerek gazetecilik hayatını ilk adımını atan Endre’nin Troçki fotoğrafları Der Welt Speigel’de tam sayfa yayınlandı. Artık önemli fotoğrafçılarla tanışıyor, Capa olmaya giden yolda emin adımlarla ilerliyordu. Buna karşın yoksulluk halen bitmemiş üstüne üstlük buna bir de Almanya’da başgösteren Yahudi düşmanlığı eklenmişti. Diğer Alman Yahudileri gibi o da soluğu fırsatlar kenti Paris’te aldı.

Ve Capa doğuyor

İyi bir fotoğrafçı olmak istiyordu çok çalışıyordu ama karnını doyuramıyordu. Fotoğraf editörleri ya iş vermiyorlar ya da hikayelerine çok zor para veriyorlardı. Karnını doyurmak için yiyecek çalmak zorunda bile kalıyordu. Hatta bir keresinde Seine Nehri’nin çamurlu balığını saç jölesi ile kızartıp yedi. Paris’te sefalet içinde geçen günlerden birinde kendisi gibi Almanya’dan kaçmış Gerda Pohorylle adlı bir genç kızla tanıştı. Endre, zeki, neşeli kıza hemen çarpıldı. Birbirlerine aşık oldular. “Hayatımda hiç bu kadar mutlu olmamıştım. Artık Gerda’ya beni sadece kazma kürek ayırabilir” diyordu. Satmakta zorlandığı hikayeleri satabilmek için Gerda ile bir plan yaptılar. Endre, Robert Capa adında Amerikalı, zengin bir fotoğrafçı, Gerda’da asistanı olacaktı ve Endre’nin çektiği fotoğrafları yüksek fiyata pazarlayacaklardı. Plan başarılı olmuştu Friedmann soyadı ile satılan fotoğraflar 50 Frank ederken Capa soyadıyla satılanlar 150 Frank’a gidiyordu. Robert ismi ünlü aktör Robert Taylor’dan, Capa ise Oscarlı Yönetmen Frank Capra’nın soyadından bir harf eksiltilerek bulunmuştu. Kader bu ya Capa aynı zamanda Macarca’da “Kazma, kürek” demekti. Bir süre sonra Robert Capa’nın, Endre Ernö Friedmann olduğu anlaşılsa da o Robert Capa ismini kullanmaya devam etti.

Savaş fotoğrafı ikonu

İki sevgili 1936 yılında başlayan İspanya İç Savaşı’na gitti. Gerda’da fotoğraf çekmeyi öğrenmişti hatta profesyonel fotoğrafçılık yapmaya başlamıştı. Capa cepheyi Gerda’da günlük yaşamı çekiyor, fotoğrafları zamanın ünlü dergileri olan Vu, Weekly Illustrated, Life gibi dergilerde yayınlanıyordu. Capa meslek hayatının en önemli fotoğrafını İspanya İç Savaşı sırasında çekti. Savaş fotoğrafçılığı tarihinde bir ikon haline gelen “Düşen Asker” fotoğrafı. Capa, cumhuriyetçi bir milisin vurulduğu anı fotoğraflamıştır. Fotoğraf 23 Eylül 1936’da Vu Dergisi’nde yayınlanınca büyük yankı uyandırır. Uzun süre fotoğrafın kurmaca olup olmadığı tartışılsa da, Capa defalarca kendini savunsa da fotoğraf bir ikon olarak kabul edilir. Capa bu fotoğrafla ilgili soruları, “İspanya’da fotoğraf çekmek için hileye gerek yoktur. Kimseye poz verdirmek zorunda değilsiniz. Resimler oradadır, siz sadece çekersiniz. Gerçeğin kendisini” diye yanıtlar.

İspanya İç Savaşı, Capa’nın büyük aşkını kaybetmesine neden olur. Gerda, tek başına gittiği Madrid yakınlarında bir tankın altında kalır ve ağır yaralanır, ameliyata alınsa da kurtarılamaz ve ölür. Capa (kazma, kürek) , Robert’i Gerda’dan ayırır. Savaşın fotoğrafçısı Gerda’nın ölümü üzerine hayatında ilk kez işsiz kalmak ister ve “Savaş, yaşlanmakta olan bir aktris gibidir. Giderek daha tehlikeli ve daha az fotojenik bir hale gelir” der.

Gerda’nın ölümüyle sarsılan Capa, İspanya’dan bir süre uzaklaşsa da geri döndü ve sonradan en iyi dostu olan Ernest Hemingway ile tanıştı. Hemingway bir yandan “Çanlar Kimin İçin Çalıyor”u yazıyor bir yandan da cumhuriyetçilere destek veriyordu. Adrenalin tutkunu Capa, 2. Dünya Savaşı başlayana kadar Çin, Meksika, Londra’da çeşitli olayları takip etti. 2. Dünya Savaşı’nı pek çok cephede takip eden ve görüntüleyen Capa, Normandiya Çıkartması’na katıldı. Omaha Sahili’nde 1,5 saatte yüzlerce kurşundan sıyrılan Capa çektiği iki makara filmi Life Dergisi’ne gönderdi. Dergi editörünün acelesi yüzünden banyo sırasında eriyen iki makara filmden flu olan sekiz tanesi kurtarılabildi. O kareler bile saldırının vehametini ortaya koyuyordu. Sonunda savaş bitti ve savaşları sevmeyen savaş fotoğrafçısı Capa niyahet işsiz kaldı.

Bergmanla büyük aşkı

Capa, savaşın bitiminden sonra yine Paris’tedir. Arkadaşı Irwin Show ile birlikte otelde dönemin en gözde oyuncusu Ingred Bergman’ı görürler. Bergman, savaşın izlerini silmek ve Amerikan askerlerine moral vermek için Paris’e gelmiştir. Odasında dinlenen Bergman bir not alır. Capa ve Show’dan gelen not büyük bir aşkın başlamasına neden olmuştur. Şunlar yazar:

“Bu ortak bir davettir. Robert Capa ve Irwin Shaw hizmetinizdedir. Sizi akşam yemeğine davet eden bu notla birlikte çiçek göndermeyi de planladık. Ancak patronlarımıza danıştığımızda, ya çiçeklerin ya da yemeğin parasını ödeyebileceğimiz açığa çıktı. İkisi birden mümkün değildi. Çok az parayla akşam yemeği kazandı. Damağımız şampanyadan, bütçemiz biradan yana. Sevimliliğimizse sınır tanımıyor. Terlemeyiz ve ayakta uyuruz. Sizi 18.15’te arayacağız. İmza: İki aşk ve savaş emeklisi…

Bu sevimli not karşısında Bergman daveti kabul eder ve yemek sırasında Capa’dan hoşlandı. Capa ise Bergman’a vuruldu. Hayatından çok sevdiği kadını mesleği uğruna kaybetmiş, “Başka bir kadın mı, asla” diyen Capa yeniden aşık olmuştur. Aşık olmakla kalmamış sevdiği kadının evli ve çocuklu olduğunu bile bile işi gücü bırakıp peşi sıra Holywood’a kadar gitmiştir.

Capa ve Bergman, her türlü tehlikeyi göze alarak ama aşka karşı koymayarak muhteşem bir ilişki yaşadı. Paris’teki geceler pahalı kafelerde akşam yemekleri, Seine Nehri boyunca yürüyüşler, çıplak ayaklı danslar, otel odalarında gizli buluşmalarla geçti. Holywood’a dönüş zamanı gelmişti ancak Bergman aşkını bırakmak istemiyordu. Sonunda ona sette iş bularak soruna çözüm buldu. Yıllarını parçalanmış cesetlerin peşinde koşturmakla geçiren Capa, artık set fotoğrafçısı olmuştu. Günleri sette birlikte geçmeye başladı. Savaşsız günler Capa’ya başta Bergman olmak üzere Hitchkok, Gary Grant, Gary Cooper, Picasso, Matisse gibi pek çok ünlünün de fotoğraflarını çekme fırsatı verdi. Hitchkok bu ikilinin ilişkisinden ilham alarak Rear Window adlı filmi çekti.              

1947 yılında belgesel çekmek için Türkiye’ye gelen Capa, Boğaz’daki balıkçılardan Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye kadar pek çok konuyu işlediler. Türkiye, Capa’ya bir gazeteci olduğunu hatırlatmıştı. Türkiye’deki günlerinde bir fotoğraf ajansı kurma fikri gelişti. Büyük dergilerin telif haklarını elinde tutması hoşuna gitmiyordu, dönüşte de Henri Cartier-Bresson, David Seymour ve Goerge Rodger ile birlikte dünyanın en önemli fotoğraf ajanslarından biri olan Magnum’u kurdu. Artık fotoğraflarının hakları kendi elinde olacaktı.

Mayının sonlandırdığı hayat

1954 yılında altı aylığına Japonya’ya gitmişti. Life Dergisi, Fransız Hindiçini’ndeki savaşı izlemesini istedi. Paraya ihtiyacı olan Capa teklifi hemen kabul etti. 25 Mayıs sabahı küçük bir konvoyla Doaitha Bölgesi’ne doğru yürümeye başladı. Keskin nişancılar ve mayınlar yüzünden sürekli olarak duruyorlardı. Ekiptekiler tehlikeli olduğu için tarlalara girmek istemiyordu. Uyarıları dinlemeyen Capa fotoğraf çekmek için tarlaya girdi. Çektiği fotoğraf son fotoğrafı oldu. Mayına basmıştı. Sol bacağı koptu, hastaneye götürülemedi.  

Aslında Capa uslanmaz bir kumarbazdı. An’lar üzerine kumar oynuyordu ve kazanıyordu. Ancak hayatı üzerine oynadığı kumarı kaybetti. Yaşı 41’di. Ondan geriye dünyaya savaşın anlamsızlığını anlatan binlerce fotoğraf kaldı.

Mart 2016’da Folkart Gallery’de

Savaşı sevmeyen usta Savaş Fotoğrafçısı Robert Capa’nın, sadece cepheyi değil, cephe gerisini de anlatan fotoğrafları Türkiye’ye ilk kez gelecek. 103 Fotoğraftan oluşan sergi, 4 Mart-15 Mayıs 2016 tarihleri arasında gezilebilecek.