“Kara Afrika Sanatı” Folkart Gallery'de!

Anasayfa > Haberler > “Kara Afrika Sanatı” Folkart Gallery'de!

Zanaatkarların sanatı:

“Kara Afrika Sanatı”

Duayen Gazeteci Hıfzı Topuz’un 1961’den bu yana Afrika ülkelerinden, Fransa’daki açık arttırmalardan topladığı ve dünya müzelerinde eşlerine az rastlanır masklardan oluşan 400 parçalık koleksiyonu “Kara Afrika Sanatı” ismiyle Folkart Gallery’de.

Hatırı sayılır bir kalabalığın ortasında kendinizi gizlemek ya da tanınmamak için ne yaparsınız? Ya da şöyle soralım; güçlü olduğuna inandığınız ancak niteliği, niceliği hakkında fikir sahibi olmadığınız, elle tutamadığınız bir hayaleti bedeninizde somutlaştırabilmek için nasıl bir yol seçerdiniz? Üstüne üstlük bunu teknolojinin sıfır noktasında yapmak zorunda kalsanız…

Ya maske denince aklınıza ne gelir? Kızıl Maske… Zorro… Jim Carrey… Batman ya da V for Vendetta’nın kahramanı Guy Fowkes mu? Peki ya Afrikalılar… Başlarda kimselerin farkına bile varmadığı, küçümsediği,  günümüzün plastik kahramanlarına inat taştan, kumaştan, topraktan, ağaçtan ya da metalden yapılma sanat eseri kıvamındaki Afrika maskeleri… Sanat eseri yaratma kaygısında olmayan zanaatkarların elinden çıkma, içine ruh girsin, girsin de derde deva olsun diye yapılma mütevazı bir o kadar da muhteşem bir kültür aynası… Zor bir coğrafyanın çilekeş sakinlerinin yaşamının özeti…

Maske için en önemli adım odunun çatlayıp çatlamayacağı idi. Odun önce kurumaya bırakılır eğer çatlamazsa maske yapılırdı. “Çatlama testi”ni geçen odundan yapılan Afrika maskeleri genellikle tanrıların, ataların ruhlarını temsil etmek için kullanılır, bu varlıklara adanmış törenlerde, savaş hazırlıklarında, düğünlerde, cenazelerde, hasat mevsiminde dansçılar tarafından giyilirdi. Tamtamların başrollerde olduğu müzik aletlerinin çıkardığı sesler de törenlerin vazgeçilmez şartıydı. Oldukça uzun ve köklü bir geleneğe sahip olan maskeler bireylerin psikolojik, ahlaki durumlarını tasvir etmek olmak üzere pek çok farklı anlamda kullanılır giyenlere bilgelik, cesaret, güç, aşk ve bağımsızlık katardı.

Tarih öncesi çağlardan bu yana dinsel törenlerin, eğlencelerin, tiyatronun vazgeçilmez ögesi olan maskeler günümüzün paha ölçülmez sanat eserleri halini aldı. Maskeler özelinde Kara Afrika insanının yarattığı küçük heykelcikler, el işleri, oyuncaklar Ortaçağ denizcilerinin, gezginlerinin sayesinde Avrupa’ya taşındı. Başlarda etnik hediyelik eşya olarak görülen bu materyaller zamanla Matisse, Picasso gibi dönemin ünlü sanatçılarının ilgi göstermesi sonucu sanat eseri olarak kabul edildi hatta maske ve heykel avcılığı dönemin en gözde modası oldu.

Toplum yapısını bozan sömürgecilik, iç savaşlar, farklı kültürlerin olumsuz etkisinin Afrika’nın kabile geleneğinde ciddi değişiklik yaptığı günümüzde maskelerle ilgili ritüeller ilgisini kaybetti. Kabile kültürünün yok olmasıyla birlikte popülarite düştü. Eskisi gibi değil, ancak yok olmadı.

            Topuz’un “Kara sevdası”

            Paris’te bir yandan yüksek lisans yaparken bir yandan da Akşam Gazetesi’nin muhabiri olarak çalışan Hıfzı Topuz, ilk görüşte tutulduğu Afrika sanatı örneklerinin peşinde yıllarca bıkmadan usanmadan koştu. Afrika’ya her gidişinde, yapılan her müzayedede topladığı eserlerle eşsiz bir koleksiyon oluşturdu. Bakın Topuz, “Kara sevdam” dediği tutkusunu “Kara Afrika Sanatı” adlı kitabının ön sözünde nasıl anlattı:

“Benim Kara Afrika sanatıyla ilgilenmemin şöyle bir başlangıcı var: 1953 yılında yüksek lisans öğrencisi ve Akşam muhabiri olarak Paris’te bulunduğum dönemde Dadaizm’in ve Sürrealizm’in babalarından sayılan ünlü yazar Tristan Tzara’nın Paris’te Saint Germain Kilisesi’nin karşısındaki apartmana gitmiştim. Maksadım Nazım Hikmet’in o dönemde Editeurs Reunis yayınlarından çıkan şiir kitabının telif ücretini kendisinden almaktı. Şiirleri Hasan Güre takma adıyla Sabahattin Eyüpoğlu Fransızcaya çevirmişti. Moskova’da bulunan Nazım Hikmet bu ücretin eşi Münevver hanıma iletilmesini istiyordu. Abidin Dino da bu görevi bana havale etmişti. Tzara o yıllarda Picasso’nun, Matisse’nin, Braque’ın, Aragon’un yakın dostuydu. Abidin’le de yıllardan beri tanışıyorlardı. Tzara beni apartmanında dostça karşıladı ve telif ücretini verdi. Tzara ile konuşurken gözüm duvardaki maskelere takıldı. Bunlar o güne kadar hiç eşini görmediğim maskelerdi. Gözlerimi onlardan ayıramıyordum. Benim maske ve heykellerle ilgilendiği gören Tzara bana kısaca Afrika sanatından söz etti, büyülendim. Kendi kendime “Eğer bir gün Afrika’ya yolum düşerse mutlaka bunlardan alıp getiririm,” dedim. Kara sevdam böyle başladı. O karşılaşmadan altı yıl sonra Paris’te Unesco merkezinde görev aldım, yaşamımın yirmi beş yılı boyunca her fırsatta Afrika ülkelerine uzandım. Her gittiğim yerden maske ve heykellerle döndüm. Paris’te ve çevre kentlerde zaman zaman açık arttırma ile Afrika yapıtları satılıyordu, fırsat buldukça onlara da katıldım. Ünlü sanat tarihi profesörü Claude Verit bu satışlara danışman olarak katlıyor ve zaman zaman bana önerilerde bulunuyordu. Ondan da çok yararlandım. Afrika koleksiyonum böyle oluştu. Hepsi birer rastlantı sonucu… Afrika’daki etnik toplulukların sayısı binin üzerinde olsa gerek. Yalnız Kongo’dakilerin sayısı üç yüze yakın… Fildişi Kıyısı’nda ve Mali’de de çok çeşitli etnik topluluklar yer alıyor. Her birinin kendi sanatı var. Önemli sanat ürünü yaratmış olan toplulukların sayısı da iki yüz kadar… Bunların tümünü hiçbir müzede bir arada bulamazsınız. Ben ancak elli kadar etnik topluluğun sanat yapıtlarına ulaştım. Bu kitapta da ancak onlara yer verebildim. Karınca kararınca…”

            Özel bir sergi

Kara Afrika’nın korkularını, sevinçlerini, üzüntülerini, coşkularını anlatan 400’den fazla mask ve heykel Topuz’un evinde onlar için ayırdığı katta meraklılarının ilgisini bekliyor. En büyük isteğinin bu eserlerin halk ile buluşması olduğunu dile getiren Topuz, “Aşağı yukarı 50 yıldır bu eserleri topladım. Şimdiye kadar özenle korudum. Afrikalıların el emeği göz nurundan para kazanmak gibi bir derdim yok en büyük isteğim bunların geniş halk kitleleri ile buluşması bu nedenle de değerlendirmek isteyenlere seve seve bağışlamaya hazırım yeter ki gelecek nesillere kalsın. Buradaki sergi bittikten sonra yine benim eve onlar için ayırdığım kata geri gidecekler, bunun kimseye bir faydası yok ki” diye konuştu.

Hıfzı Topuz’un dünya müzelerinde eşlerine az rastlanan maske ve heykelden oluşan 400 parçalık koleksiyonu Türkiye’nin en büyük sanat galerisi olan Folkart Gallery’de İzmirliler ile buluşacak. 18 Aralık 2015’te açılacak sergi 14 Şubat 2016’ya kadar açık kalacak.